Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK), 2 Ekim 2026 tarihli ve 2026/20062-S.26.27458 sayılı kararında, konutunu tapuda satış işlemiyle eşine devreden kişinin değer artışı kazancı vergisi iadesi talebini reddetti. Kurum, tapu kaydında satış olarak tescil edilen işlemin gerçekte bedelsiz olduğunu iddia eden mükellefin bu iddiasını güçlü delillerle kanıtlayamadığını vurguladı. Kararda, resmi sicilin güvenilirliği ve hukuki güvenlik ilkeleri gereği tapu kayıtlarının aksini ispat yükünün mükellefte olduğu belirtildi.
Başvuran kişi, adına kayıtlı olan konutu 6 Eylül 2022 tarihinde 292 bin lira bedel üzerinden tapuda satış işlemiyle eşine devretti. Mükellef, eşinden fiilen bir bedel almadığını ve kazanç elde etmediğini savundu. Ancak Gelir İdaresi Başkanlığı, taşınmazın beş yıl içinde elden çıkarılması nedeniyle değer artışı kazancı doğduğunu tespit etti. Taşınmaz, 19 Ağustos 2020 tarihinde 50 bin liraya alınmıştı. Takdir komisyonu tarafından 33 bin 400 lira matrah takdir edilen vergi ve ceza için mükellef, gecikme zammı işlememesi adına 16 bin 868 lira 8 kuruş ödeme yaptı ve bu tutarın iadesini talep etti.
İdare, bedelsiz devir amaçlanıyorsa işlemin tapuda bağış veya hibe türüyle yapılabileceğini, satış şeklinin tercih edilmesinin işlemin resmi niteliğini değiştirdiğini belirtti. KDK da bu görüşü destekleyerek, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 80. maddesindeki istisnanın yalnızca miras veya bağış gibi ivazsız iktisapları kapsadığını hatırlattı. Başvuranın konutu bedel ödeyerek satın aldığı ve daha sonra tapuda satış gösterdiği için vergisel istisnadan yararlanamayacağı sonucuna varıldı.
KDK, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun gerçek mahiyet kuralını değerlendirirken, biçime aykırı bir durum iddia eden tarafın bunu ispat etmek zorunda olduğunu ifade etti. Kurum, Türk Medeni Kanunu uyarınca tapu sicilinin belgelediği olguların doğruluğuna kanıt oluşturduğunu kaydetti. Kararda yer alan değerlendirme şu şekilde:
"Bir kimsenin kendi serbest iradesiyle tapuda satış olarak tescil ettirdiği bir işlemi sonradan tek taraflı beyanıyla 'ivazsız devir' biçiminde nitelendirerek işlemin vergisel sonuçlarından kaçınması, tapu sicilinin güvenilirliği ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır."
Kurum, kapıyı tamamen kapatmayarak bedelsizliğin güçlü ve inandırıcı delillerle kanıtlanması halinde farklı bir hukuki değerlendirme yapılabileceğini belirtti. Ayrıca başvuranın, Ankara Vergi Dairesi Başkanlığının başka bir mükellefe verdiği özelgeyi emsal göstermesine ilişkin itirazı da kabul görmedi. KDK, özelgelerin genel ve bağlayıcı hukuk kaynağı olmadığını, yalnızca somut duruma ilişkin idare görüşünü yansıttığını açıkladı.
İade talepleri dava yoluyla çözülebiliyor
Mükellefin düzeltme ve şikayet yoluyla iade alma talebi de reddedildi. Kurum, vergi hatası kavramının yalnızca yoruma yer bırakmayan açık ve maddi hataları kapsadığını, hukuki yorum gerektiren uyuşmazlıkların ise ancak süresinde açılacak davada ileri sürülebileceğini bildirdi. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 1993 tarihli kararına atıf yapılan kararda, bu tür hataların idari yolla giderilemeyeceği vurgulandı.
KDK, ret kararı verirken Gelir İdaresi Başkanlığı'nı da uyardı. İdarenin başvurana verdiği cevapta, karara karşı hangi sürede ve hangi mercilere başvurulabileceğini göstermediği tespit edildi. Bu eksiklik, "karara karşı başvuru yollarının gösterilmesi" ilkesine uyulmaması olarak değerlendirildi. Kamu Başdenetçisi Mehmet Akarca imzasıyla yayımlanan karar, başvurana tebliğ edildikten sonra dava açma süresinin işlemeye devam edeceğini hatırlattı.