KDV uygulamalarının yürürlüğe girdiği 1985 yılından bu yana taşınmaz satışlarındaki vergi oranları, tapu kayıtlarındaki niteliğe göre belirlenmekteydi. Ancak Maliye Bakanlığı'nın 2011 yılında yayımladığı bir sirkülerle fiili kullanım durumunu esas alması, sektörde uzun yıllar sürecek hukuki ihtilafların temelini oluşturdu.
Söz konusu düzenlemenin ardından tapuda ofis olarak kayıtlı olan taşınmazlar, indirimli KDV oranıyla işleme alındı. Maliye, 2014 yılında bu uygulamanın hatalı olduğuna karar vererek yeniden eski sisteme geri döndü.
Düşük oranla satış yapan mükelleflere yönelik cezalı tarhiyatlar uygulanırken, KDV iadesi alanlardan bu tutarların cezalı tahsilat kapsamında geri ödenmesi talep edildi.
Hukuki Süreçte Danıştay'ın Yaklaşımı
Kesilen vergi cezalarını yargıya taşıyan sektör temsilcileri, konuya ilişkin kapsamlı bir hukuki süreç başlattı. Danıştay, yaptığı ilk incelemelerde apart ünitelere yönelik daha farklı bir hukuki yaklaşım sergiledi.
O dönemdeki kararlarda, konut kullanımına uygun şekilde projelendirilen ve teslim aşamasında ikametgah olarak kullanılan yapılarda indirimli KDV hesaplanması gerektiği görüşü öne çıktı.
Apart Ünitelerde Yüzde 20 KDV Uygulaması Kesinleşti
Bölge İstinaf Dairelerinin itirazlarını değerlendiren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu (VDDK), tartışmalı süreci sonlandıran nihai kararını verdi. Kurul, tapu kaydında "apart tatil ünitesi" veya "clup apart" şeklinde nitelendirilen bölümlerin, fiilen konut olarak kullanılsa dahi konut statüsünde değerlendirilemeyeceğine hükmetti.
Alınan bu emsal kararla birlikte apart ünite satışlarında alıcıların kullanım şekli hukuki bir kriter olmaktan çıktı. Resmi tapu kayıtlarının esas alınmasıyla, bu taşınmazların satışında indirimli oran yerine yüzde 20 KDV uygulanması yasal bir zorunluluk haline geldi.