Türkiye'de haftalarca ev aradıktan sonra depozito ve ilk kirayı ödeyen vatandaşlar, evi kaybetmemek için kendilerine dayatılan tahliye taahhütnamesini imzalamak zorunda kalıyor.
Türkiye genelinde tırmanan kira bedelleri ve yetersiz konut arzı, ev arayanları zorlu bir sürecin içine sokuyor. Özellikle büyük şehirlerde haftalar süren arayışın sonunda bulunan evle ilgili kira sözleşmesi imzalanıp ödemeler yapıldıktan sonra kiracıların önüne tahliye taahhütnamesi konuluyor.
Ev bulma sevincini yaşayan çok sayıda kiracı, emlakçı veya ev sahibi tarafından sunulan bu belgeyi, tüm süreci başa sarmamak ve bulduğu evi kaybetmemek adına hukuki sonuçlarını bilmeden imzalamak durumunda bırakılıyor.
Yükselen piyasa koşulları, ev sahibi ile kiracı arasındaki uzun yıllara dayanan güven ilişkisini de zedeledi. Birçok mülk sahibi, mevcut kiracının ödediği bedelle güncel rayiç arasındaki fark açılınca, kiracının evden çıkmasını sağlayarak daha yüksek fiyata kiralama yoluna gitmek istiyor.
"İmzalamazsanız evi vermeyiz" baskısı
Sektörde yaygınlaşan bu uygulamada, kira sözleşmesi ve ödemelerin ardından "Bir de şu belgeyi imzalayalım" denilerek kiracıya tahliye taahhütnamesi sunuluyor. Yeniden ev arama sürecinin zorluklarını göze alamayan birçok vatandaş, bu belgeyi imzalamak zorunda kaldığını belirtiyor.
Uzmanlar, bu durumdaki temel sorunun, kiracının özgür iradesiyle değil, barınma ihtiyacının doğurduğu zorunluluk ve baskı altında hareket etmesi olduğuna dikkat çekiyor.
Boş tarihler en büyük riski oluşturuyor
Kiracıların en çok mağduriyet yaşadığı konulardan biri de boş bırakılmış tahliye taahhütnameleri oluyor. Bazı belgelerde tahliye tarihi bulunmuyor veya bu kısım sonradan doldurulmak üzere boş bırakılıyor. Kiracılar, ilerleyen süreçte bu belgelerin aleyhlerine nasıl kullanılacağından habersiz şekilde imza atıyor.
Tarih bölümünün sonradan doldurulduğu iddiaları ve belgenin imzalanma koşullarına ilişkin tartışmalar, son yıllarda kira davalarının önemli bir kısmını meydana getiriyor.
Taahhütname zam baskısı aracına dönüşüyor
Belgenin varlığı, yalnızca tahliye riski değil, aynı zamanda yasal sınırın üzerinde zam baskısını da beraberinde getiriyor. Ev sahibi, elindeki taahhütnameyi bir koz olarak kullanarak kiracıdan yasal oranın üzerinde bir artış talep edebiliyor.
Kiracı ise yeni ev bulmanın maliyeti ve zorluğu karşısında, hukuken tartışmalı olan bu talebi kabul etmek zorunda kalabiliyor.
Her tahliye taahhütnamesi geçerli sayılmıyor
Ancak uzmanlar, imzalanan her tahliye taahhütnamesinin kiracıyı kesin olarak evden çıkaracağı algısının yanlış olduğunu vurguluyor. Türk hukukuna göre bir taahhütnamenin geçerli olabilmesi için kiracının konutu teslim almasından sonraki bir tarihte düzenlenmesi gerekiyor.
Kira sözleşmesiyle aynı gün imzalatılan veya bu durumun ispatlanabildiği belgeler hukuken geçersiz sayılabiliyor. Ayrıca belgedeki tarih ve imza gibi unsurlardaki eksiklikler de davaların seyrini etkiliyor.
Mahkemelerde binlerce dosya birikiyor
Kira uyuşmazlıklarındaki artış, mahkemelerdeki dava dosyalarına da yansımış durumda. Kiracılar belgelerin baskı altında imzalatıldığını savunurken, ev sahipleri kiracının kendi iradesiyle taahhüt verdiğini iddia ediyor. Bu durum, her iki taraf için de uzun ve maliyetli yargı süreçlerine neden oluyor.
Tüketici örgütleri, taahhütnamelerin noter aracılığıyla düzenlenmesi ve boş belgelerin kesin hükümsüz sayılması gibi daha sıkı kurallar getirilmesi yönünde çağrılar yapıyor.
Kiracılar ise taleplerini tek bir cümleyle özetliyor: "Evimizi tutarken değil, evimizde otururken güvende hissetmek istiyoruz."